"Yapay zekâ tasarımları temel hak ve özgürlükleri göz önünde bulundurmalı"

"Yapay zekâ tasarımları temel hak ve özgürlükleri göz önünde bulundurmalı"

Yapay zekâ kendisini oldukça büyük miktarda veriden (big data) besleyen bir teknoloji. Büyük verinin gerçek değeri yapay zekâ teknolojisi ile ortaya çıkıyor. Ancak bu bazı soruları da gündeme taşıyor. Yapay zekâ kişisel veriler açısından bir tehdit mi? Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanı Prof. Dr. Faruk Bilir’a göre bu soruya hemen “evet” demek doğru bir yaklaşım değil. Yapay zekanın en büyük ustalığının kendisine sunulan verileri analiz etmek suretiyle çeşitli varsayımlarda bulunabilmesi olduğuna dikkat çeken Bilir, “Yapay zekâ tasarımları temel hak ve özgürlükleri göz önünde bulundurmalı, algoritmaların şeffaflığı ve hesap verilebilirliği sağlanmalıdır” diyor.

ICT MEDIA: Öncelikle 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun teknolojik gelişmelere bakış açısı nedir?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun özelliklerine baktığımızda yasaklayıcı değil, düzenleyici bir yaklaşımı esas aldığını görürüz. Kanun, kişisel verilerin gelişigüzel işlenmesi yerine hukuka uygun şekilde işlenmesini tesis etmeyi amaçlamaktadır.

Veri odaklı süreçlerin hızla hayata geçirildiği bir dünyada, ülkemizin teknolojik gelişmelerin dışında kalması beklenemez. Gelinen noktada; veriden değer üretebilen teknolojilerden yararlanılması günümüzde bir tercih değil, gerekliliktir. Burada önemli olan; insan onurunu merkeze alan bir yaklaşımla hareket etmektir. Bu sayede hem temel hak ve özgürlüklere saygılı olunabilecek, hem de teknolojik gelişmelere uygun olarak veri temelli ekonomide daha rekabetçi bir noktaya ulaşılabilecektir.

Şunu rahatlıkla öne sürebilirim ki; bilişim teknolojileri artık günlük hayatımıza girmiştir. Bunlardan bir tanesi de yapay zekâ teknolojisidir. Bilindiği gibi yapay zekâ teknikleri ve uygulamalarında ciddi bir ilerleme kaydedilmiş ve yapay zekâ tabanlı sistemler birçok alanda hayatı doğrudan etkilemeye başlamıştır. Yapay zekâ, bireyler ve toplum için önemli faydalar üretmektedir. Ancak bu süreç, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bakımından yönetilebilir olmalıdır.

ICT MEDIA: Yapay zekâ nedir? Hangi alanlarda kullanılmaktadır?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Yapay zekâ kavramı, özellikle son yıllarda adını en sık duyduğumuz kavramların başında gelmektedir. Hayatımızı çok geniş bir alanda etkileyen ve etkilemeye devam edecek olan yapay zekâ; istatistik, bilgisayar bilimi ve mühendisliği, bilgi/veri bilimi, yazılım mühendisliği ve hukuk gibi birçok daldan beslenen disiplinler arası bir alandır. Kısaca tanımlamak gerekirse yapay zekâ; düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma gibi insana özgü özelliklerin makinelere kazandırılması olup yapay zekâ ile insan gibi düşünebilen, yorumlayabilen ve karar verebilen algoritmalar ve bilgisayar yazılımları geliştirilebilmektedir.

Gündelik hayatta sağlık, finans, otomotiv, eğitim, bankacılık ve pazarlama gibi aklımıza gelebilecek çok çeşitli alanlarda yapay zekânın kullanımı günden güne artan bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Son zamanların en popüler teknolojik kavramlarından biri olan yapay zekânın en büyük ustalığı, kendisine sunulan verileri analiz etmek suretiyle çeşitli varsayımlarda bulunabilmesidir. Bu çerçevede milyonlarca olasılık içerisinden en muhtemel olanı hesaplayabilmekte, milyonlarca imgeyi bir öngörü ya da varsayıma göre tarayabilmekte, sistem ve makinelerin hangi şartlarda ve nasıl devreden çıkabileceğini de yine bir varsayım veya bir senaryoya dayanarak söyleyebilmektedir. Bütün bunları da bünyesinde toplanan verileri kullanmak suretiyle gerçekleştirmektedir.

ICT MEDIA: Veri ile kişisel veri arasındaki fark nedir? Yapay zekâ ile aralarındaki ilişkiyi nasıl açıklayabiliriz?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: “Veri” kavramının birçok tanımı bulunmakla birlikte genel olarak bakıldığında bu kavramın, tek başına anlam ifade etmeyen veya kullanılamayan, bununla birlikte bilgiye temel oluşturan, ilişkilendirilmeye, gruplandırılmaya, yorumlanmaya, anlamlandırılmaya ve analiz edilmeye gereksinim duyulan ham bilgi olarak ifade edilmesi mümkünken; “kişisel veri” ise kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Buradan verinin tüm olgulara, kişisel verinin ise yalnızca gerçek kişilere ait olduğunu anlayabiliriz.

Yapay zekâ teknolojilerinde, yapılarına, amaçlarına ve çalışma şekillerine bağlı olarak, gerçek kişiler hakkında çok fazla veriye ihtiyaç duyulduğundan, bireyler hakkında giderek daha fazla miktarda veri toplanmaktadır. Bu noktada kişisel veriler ve yapay zekânın iki yönlü bir ilişki içerisinde bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu çerçevede, bir yandan diğer tüm veriler gibi kişisel veriler de yapay zekâ teknolojilerini besleyerek karar alma süreçlerine malzeme oluşturma işlevi görürken; yapay zekâ teknolojileri de öğrenmek, deneyim kazanmak ve zekice davranmak için ihtiyaç duyduğu geniş ölçekli veri kümelerinden çıkarımlar yapmak suretiyle daha fazla kişisel veri üretmektedir. Bu bağlamda veriler yapay zekânın yaşam kaynağı iken algoritmaların ise bu verileri işleyen beyin olduğu şeklinde bir benzetme yapılabilir. Benzer şekilde bu konudaki diğer bir metafor ise yapay zekâyı bir hücre olarak düşünecek olursak bu hücrenin çekirdeğinin algoritma olduğudur. Zira toplanan verilerin faydalı hâle getirilmesini sağlayan araç algoritmadır.

ICT MEDIA: Peki yapay zekâ kişisel verilerimize nasıl ulaşıyor?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Yapay zekâ için hepimiz aslında onu besleyecek olan verilere sahibiz. Örneğin; bir internet sitesini ziyaret ettiğimizde kullanılan çerezler ve “Çerez Politikası” adı altında bu çerezlerin işlenmesine verdiğimiz onaylar sayesinde hareketlerimiz takip edilebiliyor ve bizimle ilgili veriler toplanarak hakkımızda birtakım çıkarımlarda bulunulabiliyor. Daha genel bir perspektiften bakıldığında, kişisel verilerimizi yalnızca girdiğimiz internet siteleri ile değil, işlerimizi kolaylaştırmak ve hızlandırmak adına kullandığımız parmak izi tanıma, avuç içi tarama veya yüz tanıma sistemleri ile ya da çok basit olarak gördüğümüz bir anketi doldururken bile paylaşıyoruz aslında.

Hayatımızın önemli bir parçası hâline gelen bilgisayarlar, yanımızdan ayırmadığımız cep telefonları ve evlerimizdeki akıllı cihazlar ile hepimiz teknolojiden faydalanıyoruz. Verdiğimiz komutları yerine getiren, sorduğumuz sorulara mantıklı yanıtlar veren uygulamalarla bugün sadece eğleniyor, belki de günlük işlerimizi kolaylaştırıyoruz. Son zamanlarda yediden yetmişse birçok kişi tarafından kullanılan sosyal medya uygulamaları üzerinden gidecek olursak bunların neden ücretsiz kullanıma açıldığını düşünmek lazım. Bu durumu anlatan çok bilinen bir ifade vardır: “Bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsiniz demektir.” (If you don’t pay the product, you are the product) Yani bizler ücretsiz olduğunu düşündüğümüz bu uygulamaları kullanırken aslında verilerimiz ile ödeme yapmaktayız.

ICT MEDIA: Yapay zekâ kişisel verilerimizi nasıl işliyor?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Yapay zekâ kendisini oldukça büyük miktarda veriden (big data) besleyen bir teknoloji. Kişisel verilerimiz de hiç kuşkusuz bu büyük miktarda verinin içerisinde önemli bir paya sahip. Büyük veri teknolojisinde veri analitiği sayesinde daha önce keşfedilmemiş bağlantılar açığa çıkarılmakta ise de büyük verinin gerçek değeri yapay zekâ teknolojisi kullanılarak ortaya çıkarılmaktadır. Zira yapay zekâ çeşitli ölçek, hacim ve formdaki büyük veri ile başa çıkabilecek niteliktedir. Kaldı ki yapay zekânın alt dalı olan makine öğrenmesinin çalışma mantığına bakıldığında ne kadar fazla veri ile beslenirse o kadar hızlı öğrendiği ve bunun sonucunda daha iyi kararlar aldığı görülmektedir. Dolayısıyla yapay zekânın başarıya ulaşması için geniş ölçekte veri işlemeye ihtiyaç duyulurken, büyük veri setlerinden anlamlı ve faydalı sonuçlar çıkarabilmek için de yapay zekâdan yararlanılmaktadır.

Yapay zekâya ilişkin olarak gündelik hayatta en sık karşılaştığımız örnekler arasında arama motorunda gösterilen sonuçların arama geçmişimize bakılarak optimize edilmesi, ilgi alanlarımıza yönelik kişiselleştirilmiş içeriklerin karşımıza çıkarılması, sosyal medya uygulamalarında tanıyor olabileceğimiz kişilerin önerilmesi, harita uygulamalarının trafik koşullarının en uygun olduğu güzergâhı göstermesi ve çeviri uygulamalarından zaman içerisinde daha doğru sonuçlar alınabilmesi gösterilebilir.

ICT MEDIA: Kişisel verilerimiz açısından yapay zekâ ne gibi riskler taşıyor?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında açık rızanın geçerlilik unsurlarından birisinin, rızanın “bilgilendirilmiş” şekilde verilmesi olduğu dikkate alınacak olursa yapay zekâ uygulamaları açısından kişilerin bilgilendirilmiş olarak rıza gösterebilmeleri için öncelikle bu sistemlerin temelinde yatan algoritmaların çalışma mantığını anlamaları gerekmektedir. Ancak bu sistemlerde kullanılan algoritmaların karmaşık doğası nedeniyle ilgili kişilerin bu süreçleri anlamlandırmaları ve dolayısıyla verilerinin işlenmesine ilişkin olarak bilgilendirilmiş şekilde rıza vermeleri güçlük teşkil etmektedir.

Bunun yanı sıra yapay zekânın öngörülemeyen ve asıl amacıyla uyuşmayan sonuçlar üretmesi ve bu sonuçların algoritmayı tasarlayanlar tarafından dahi öngörülememesi nedeniyle şeffaflığın sağlanmasına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilememesi uygulamada karşılaşılması muhtemel bir sorun olarak gözükmektedir. Unutulma hakkının kullanılmasının zorluğu da yine uygulamada karşılaşılması olası sorunlardandır.

Yapay zekâ teknolojilerinin kişisel verilerin korunması açısından doğurabileceği sakıncalar temel olarak;

- Büyük veriye duyulan ihtiyaç kapsamında “tüm kişisel verilerin” veya “mümkün olduğunca fazla” kişisel veri toplanması yönünde bir motivasyon bulunması,

- Mevcut verinin daha fazla öğrenmeye ve analize konu olarak veriden sürekli bir şekilde yeni veriler türetmesi,

- Belirli bir işleme faaliyetiyle elde edilen verinin başlangıçta bilinmeyen çok çeşitli amaçlar için işlenebilmesi, yapay zekânın öngörülemezlik özelliği nedeniyle verinin işleme amaçlarının yeniden kurgulanmasının ya da amaçla sınırlılık ilkesine aykırı olacak şekilde çok fazla amaç için işlenmesinin önüne geçilememesi,

- Otomatik karar alma mekanizmalarına giderek daha fazla başvurulması

şeklinde örneklendirilebilir.

Bununla birlikte yapay zekâ teknolojisinin yapısal özellikleri gereği kişisel verilerin korunmasına yönelik düzenlemelere uyum sağlayamayacağı varsayımından hareketle “yapay zekâ uygulamalarının kişisel veriler açısından mutlak bir tehdit oluşturduğunu” kabul etmek de doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Zira yapay zekânın hayatımızdaki konumunu günden güne sağlamlaştırdığı ve dijital ekonomiye yön veren bir güç olduğu göz önünde bulundurulduğunda Kurumun ve Kanun’un dijital dünyanın gerçeklerine karşı olması düşünülemez. Bu kapsamda anayasal bir hak olan kişisel verilerin korunması hakkı ile mevcut teknolojik gelişmeler ve değişimler arasında makul bir dengenin kurulması önem arz etmektedir.

ICT MEDIA: Olası bir yapay zekâ ayrımcılığı nasıl engellenebilir?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Yapay zekâ çalışma prensibi gereği, çok sayıda veriyi kullanarak çeşitli algoritmalar aracılığıyla anlamlı sonuçlar üretmektedir. Bu süreçte yaşanması muhtemel bir ayrımcılığın sebebi kullanılan veri kümelerinin kalitesidir. Yapay zekanın kullandığı veriler ön yargılı olduğu takdirde, çıkan sonuçlar da ön yargılı olabilecektir.

Bu nedenle ilk olarak kullanılan verilerin kalitesi artırılmalı, veri toplanırken hukuka uygun hareket edilmelidir. Yapay zekâ tasarımları temel hak ve özgürlükleri göz önünde bulundurmalı, algoritmaların şeffaflığı ve hesap verilebilirliği sağlanmalıdır.

Ayrıca Kişisel verilerin kimden, nasıl sağlandığı ve veriye dayalı olarak alınan kararların insanları nasıl etkileyeceği denetime açık bir şekilde izlenebilir olmalıdır. Evrensel ve kültürel etik kurallar ile kişisel verilerin gizliliği aynı ağırlıkta değerlendirilmelidir.

Öte yandan algoritmalar, elbette kişiye tercihlerini belirlemede yardımcı olabilir. Ancak kişinin tercihleri üzerinde esas söz sahibi, kişinin bizzat kendisi olmalıdır. Dolayısıyla bireylere, görüşlerini ve kişisel gelişimlerini etkileyen teknolojilere dayalı işlemelerle alakalı itiraz hakkı tanınmalıdır.

ICT MEDIA: Kişisel verilerimiz herhangi bir ihlale maruz kaldığında sorumlu kim olur? Veri sorumlusu bu durumda yapay zekânın kendisi mi olacak?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Bu konudaki tartışmalar genellikle yapay zekâya özel hukuki bir kişilik tanınması gerekip gerekmediğine odaklanmaktadır. Yapay zekâ teknolojilerinin (henüz) kişiliği bulunmadığı için bu noktada yükümlülük ve sorumluluklar yapay zekâ teknolojilerini üreten, geliştiren ve kullanan gerçek ya da tüzel kişiler bakımından gündeme gelecektir. Son dönemde Amerika ve Avrupa’da verilen kararların aksine yapay zekânın “buluşu yapan/mucit (inventor)” unvanı alabileceğine ilişkin Avustralya Federal Mahkemesi kararı gelecekte bu alanda da farklı uygulamalar ile karşılaşılabileceğinin bir göstergesidir. Yapay zekâ teknolojileri dâhil oldukları veri işleme süreçlerinde kişilerin hak ve hürriyetlerini gözetmek, konumuz bağlamında ise kişisel verilerin korunması hakkına önem vermek ve kişisel verilerin korunması hukuku ile uyum içerisinde bulunmak zorundadır.

Veri sorumluları işledikleri verilerin doğru ve güncel olması için yeterli önlemleri almalıdırlar. Ayrıca kişisel verilerin gereğinden uzun süre muhafaza edilmesi, verilerin doğruluk ve güncelliğinin sağlanması noktasında sakıncalar yaratabileceği gibi aynı zamanda orantılılık ilkesi ile de çelişeceğinden verilerin saklanma sürelerine ilişkin olarak veri sorumluları makul adımları atmalıdırlar.

ICT MEDIA: İçinde bulunduğumuz teknoloji ve internet çağında yapay zekâ teknolojilerine ait ürün ve hizmet kullanımı hızla artarken kişisel verilerimizi nasıl koruyabiliriz?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Günümüzde internet ağlarına bağlandığımız ilk andan itibaren yaptığımız her hareket ardımızda dijital ayak izlerimizi bırakmaktadır. İzlediğimiz filmler, dinlediğimiz müzikler, gittiğimiz yerler, yaptığımız alışverişler, okuduğumuz haberler, gezindiğimiz internet siteleri başta olmak üzere çevrim içi ortamda gerçekleştirdiğimiz her türlü faaliyet neticesinde ulaşılan veriler çeşitli algoritmalar kullanılarak otomatik sistemler vasıtasıyla işlenmekte ve bunun neticesinde bireylere ait bir profil ortaya çıkarılmaktadır. Bu profilleme neticesinde bireylerin satın alma alışkanlıkları belirlenebilmekte, gelecekteki davranışları analiz edilebilmekte ve kararlarına yön verilebilmektedir. Burada esas olan, bireylerin internet ortamındaki faaliyetlerini bilinçli bir şekilde yönetebilmeleridir. Bunun için çevrim içi ortamlarda karşımıza çıkan onay kutucuklarını okumadan ve bizden ne için rıza istendiğini değerlendirmeden geçmemeli ve tarayıcımızın çerez ayarlarını bireysel tercihlerimiz doğrultusunda düzenlemeliyiz.

Akıllı cihazlarımızın gizlilik ve güvenlik ayarlarını kişisel verilerimizi en üst düzeyde koruyacak şekilde düzenlemek ve bu ayarların periyodik olarak kontrolünü sağlamak da oldukça önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra sosyal mühendislik adı altında gerçekleştirilen çeşitli dolandırıcılık ve sahtekârlıklara karşı da dikkatli olunması gerekmektedir. Bu kapsamda çeşitli sosyal medya platformlarında gördüğümüz veya tarafımıza gönderilen her linki açmamalı, gelen iletilerin doğruluğunu gerçek kaynağından teyit etmeliyiz.

Unutulmamalıdır ki kişisel veri güvenliği her şeyden önce kişinin kendisiyle başlar. Bu anlamda verilerimizi paylaşmadan önce yapacağımız işlemleri gözden geçirmeli ve kişisel verilerimizi işleyen veri sorumlularını Kanun’dan doğan haklarımız çerçevesinde sorgulayabilme bilincine sahip olmalıyız. Bu çerçevede örneğin, hakkımızda gerçekleştirilen profilleme neticesinde aleyhimize bir sonuç ortaya çıkması durumunda veri sorumlusuna karşı itiraz hakkımızı kullanabileceğimizin farkına varmalıyız. Daha genel bir açıdan bakıldığında ise verdiğimiz onayların, paylaştığımız kişisel verilerimizin ileride bizi mağdur etme riski olup olmadığını düşünerek buna göre hareket etmeliyiz. Kısacası kişisel verilerimizi paylaşırken ötesini düşünmeliyiz. Farkındalık ve bilinç düzeyimiz ne kadar yüksek olursa kendimizi dijital dünyadaki tehlikelerden o derece uzak tutmuş oluruz.

ICT MEDIA: Geçtiğimiz günlerde Kurum tarafından “Yapay Zekâ Alanında Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Tavsiyeler” başlıklı bir doküman yayınlandı. Bu çalışma kimlere hitap ediyor? Söz konusu tavsiyeler bağlayıcı mıdır?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Yapay zekâ teknolojisinin ortaya çıkışı çok eskilere dayanmakta ise de bu teknolojide yaşanan gelişmelerin hız kazanması son dönemlerde gerçekleşmiştir. Bu nedenle yapay zekâ alanında düzenlemeye duyulan ihtiyaç özellikle son zamanlarda gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Bu doğrultuda konuya ilişkin olarak 6698 sayılı Kanun ve ilgili alandaki uluslararası yayınlar dikkate alınarak hazırlanan “Yapay Zekâ Alanında Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Tavsiyeler” başlıklı doküman 15 Eylül 2021 tarihinde Kurumumuzun internet sitesinde yayınlandı.

Bu çalışma bağlayıcı bir nitelik taşımamakta ise de yapay zekâ alanında yapılacak olan çalışmalara yönelik tavsiyeler içermekte ve söz konusu çalışmalar kapsamında kişisel verilerin korunmasının nasıl sağlanabileceği hususuna da açıklık getirmeyi hedeflemektedir.

Çalışmamızın “Genel Tavsiyeler” başlıklı kısmında, yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi sürecinde ilgili kişilerin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi ve hak ihlaline meydan verilmemesi gerektiğine işaret edilmekte, insan hakları ve temel özgürlüklerin himayesi ile insan onurunun korunması hakkının gözetilmesi gerektiği de belirtilmektedir. Diğer yandan söz konusu çalışmada genel tavsiyelere ek olarak yapay zekâ alanındaki geliştiriciler, üreticiler, servis sağlayıcılar ve karar alıcılara yönelik olarak kişisel verilerin korunmasına dair tavsiyeler de yer almaktadır.

Ulusal ve uluslararası düzenlemelerle tutarlı olacak şekilde kişisel veri mahremiyetini esas alan bir yaklaşım gözetilmesi gerektiğini belirten çalışmamızda, temel hak ve özgürlükler üzerindeki muhtemel olumsuz sonuçlar gözetilerek uygun risk önleme ve azaltma tedbirlerine dayalı ihtiyatlı bir yaklaşımın benimsenmesine vurgu yapılmaktadır. Veri işlemenin her aşamasında temel hak ve özgürlüklerin gözetilmesinin önemine değindiğimiz tavsiye niteliğindeki çalışmamızda, ilgili kişiler üzerinde meydana gelebilecek ayrımcılık riski veya diğer olumsuz etkilerle ön yargıların da önlenmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Bunun yanı sıra ilgili doküman kapsamında; kullanılan kişisel verilerin kalitesi, niteliği, kaynağı, miktarı, kategorisi veya içeriği değerlendirilerek asgari veri kullanımına gidilmesi, geliştirilen modelin doğruluğunun sürekli izlenmesi, tüm paydaşlar için hesap verebilirlik sağlayacak algoritmaların benimsenmesi, kullanıcıya veri işleme faaliyetini durdurabilme hakkı tanınması ve sistemlerin kullanıcılara ait verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi imkânı tanıyacak şekilde tasarlanması önerilmektedir. Ayrıca uygulama ile etkileşime giren kişilerin, kişisel verilerinin işlenmesi faaliyetinin gerekçeleri, kişisel verilerin işlenmesinde kullanılan yöntemlerin detayları ile muhtemel sonuçları hakkında aydınlatılması ve gerekli hâllerde etkili bir veri işleme onay mekanizması geliştirilmesi yönünde tavsiyede bulunulmaktadır. Bu kapsamda bireylere itiraz hakkı tanınması, kişilik haklarına daha az müdahale eden alternatifler sunulması ve bireylerin seçim yapma özgülüklerinin de güvence altına alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

ICT MEDIA: Ülkemiz açısından kişisel verilerin korunması hususunda yapay zekâ alanındaki gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Hem kişisel verilerin korunması hem de yapay zekâ ülkemiz için yeni, ancak hızla önem kazanan alanlardır. Bu nedenle kişisel verilerin korunması hususunda yapay zekâ alanındaki çalışmaların yakın dönemde yoğunlaştığını ve yapay zekâ uygulamalarının eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, enerji, çevre, ulaştırma, ekonomi gibi çok geniş bir yelpazede ivme kazandığını görmekteyiz. Ancak yapay zekâ uygulamalarına yönelik en büyük problemlerden birisi henüz hukuki düzenlemelere konu edilmemiş bir alan olmasıdır. Yapay zekânın doğru bir şekilde anlamlandırılabilmesi için öncelikle bu yöndeki uygulamaların çerçevesinin belirlenebilmesi adına bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

ICT MEDIA: Yapay zekâ ile ilgili diğer kamu kurumlarınca yürütülen başka çalışmalar mevcut mu?

Prof. Dr. Faruk BİLİR: Son zamanlarda ülkemizde yapay zekâ alanındaki çalışmaların hız kazandığını görmekteyiz. Bu çalışmaların en önemli örneklerinden bir tanesi de Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı iş birliğinde, kamu kurumları, akademi, özel sektör kuruluşları, STK’ler meslek örgütleri ve uluslararası organizasyonlar gibi çok sayıda paydaşın etkin katılımıyla hazırlanan, yapay zekâ alanında ülkemizin ilk ulusal strateji belgesi olma özelliğini taşıyan, "Dijital Türkiye" vizyonu ve "Milli Teknoloji Hamlesi" ile uyumlu Ulusal Yapay Zekâ Stratejisidir. Böylelikle ülkemiz, yapay zekâ stratejisini yayımlayan ülkeler arasında yerini almıştır. Bu çalışma ile 2021-2025 yılları arasında ülkemizde yürütülecek yapay zekâ alanındaki çalışmaları ortak bir zemine oturtacak tedbirler ve bu tedbirleri hayata geçirmek üzere oluşturulacak yönetişim mekanizması ortaya konulmuştur. Bu çerçevede öncelikli stratejiler belirlenerek tasarlanan mekanizma ile ülkemiz açısından ortaya çıkabilecek fırsat, risk ve belirsizliklere karşı etkili çözümlerin geliştirileceği öngörülmektedir.